Berlin'in ortasında kocaman bir Türk mahallesi nasıl doğdu? Kreuzberg'deki bir gecekondu Berlin Duvarı'ndan bugüne nasıl ayakta kaldı? Peki 1970'te Almanya'ya işçi olarak gelen bir Türk kadınının anlatacakları bize gurbet hakkında neler söylüyor?
Wilco Gurbette bu kez Berlin'in kalbinde, Kreuzberg'de! Kimilerinin “Küçük İstanbul” dediği bu semtte Türk esnafının, sokak müzisyenlerinin, sanatçıların ve farklı kuşaklardan göçmenlerin peşine düşüyoruz.
Berlin'deki ilk bölümden tanıdığımız, beş dönem milletvekilliği yapan Özcan Mutlu yine Wilco'ya eşlik ediyor. Kreuzberg sokaklarında gezerken Türklerin işsiz kaldıkları dönemlerde kendi dükkânlarını nasıl açtıklarını, gece geç saatlere kadar çalışan esnafın mahalleye neler kattığını konuşuyoruz.
Bir zamanlar hastane olan, yıkılmaktan kurtarılıp kültür merkezine dönüştürülen bir binaya uğruyoruz. Özcan Bey çocukluğunda kitaplarını okuduğu Namık Kemal Kütüphanesi'ni anlatıyor. Ardından Berlin'in duvar yazılarına, graffiti kültürüne ve David Bowie'nin bir Türkçe “Yaşasın” yazısından ilham aldığına dair ilginç hikâyeye uzanıyoruz.
Kreuzberg'in en sıra dışı duraklarından biri de Osman Kalın'ın Berlin Duvarı'nın hemen yanında kurduğu bahçeli gecekondu. Doğu Alman askerleriyle dostluğundan, eline geçen sözde tapuyla belediyeye karşı verdiği mücadeleye kadar Özcan Bey'in anlattıkları hem şaşırtıyor hem gülümsetiyor.
Ama bu sokakların çok acı hatıraları da var. Spree Nehri kıyısında, bölünmüş Berlin'in sınırında hayatını kaybeden çocukların hikâyesini dinliyoruz. Cengaver Katrancı ve Çetin Mert'in isimleri, duvarın yalnızca bir beton parçası olmadığını hatırlatıyor.
Biraz ileride Barış Manço şarkıları duyuluyor. Wilco, Kreuzberg'de Türk müziği yapan bir sokak müzisyeniyle tanışıyor. Sonra Hakan Bölükbaşı ve Selin Çakıcı Bölükbaşı'nın yanına gidiyoruz. Türkiye'nin farklı yörelerinden halk oyunlarını Berlin'de yaşatan çiftle horondan zeybeğe, halaydan Atabarı'na uzanan bir sohbete dalıyoruz. Üstelik bu kez Wilco da dans etmeyi deniyor!
Bölümün son kısmında ise iki kadının anlattıkları Kreuzberg'in geçmişiyle bugününü buluşturuyor. 1970 yılında Almanya'ya gelen Atiye Altül; Siemens'teki ilk günlerini, işçi yurdundaki yaşamı, ayrımcılığı ve çalışma hakkını savunurken yaşadıklarını anlatıyor. Ayşe Tunca ise yeni gelen göçmenlere destek verdiği çalışmaları ve ilk kuşağın mücadelesinden neler öğrendiğini paylaşıyor.
Aynı şehir, farklı kuşaklar, birbirine benzeyen gurbet hikâyeleri... Ve hep aynı soru: Bir insan kendini nerede evinde hisseder?
Wilco Gurbette'nin Kreuzberg bölümünde Berlin'deki Türklerin yalnızca geçmişini değil, bugün yaşattıkları kültürü ve kurdukları hayatları da yakından görüyoruz.