Az tüketen çok sorgulayan bir topluluk yarattı
- editor

- 25 minutes ago
- 5 min read
Tüketimin hızlandığı, ihtiyaç kavramının giderek bulanıklaştığı bir dünyada Pınar Akıskalıoğlu, sistemi içeriden tanıyıp sorgulamayı seçen bir yolculuğun hikâyesini anlatıyor. Akıskalıoğlu, İngiltere’de büyük başarı elde eden TAKK markası ile kişisel bakım endüstrisine yalnızca ürünler üzerinden değil, değerler ve davranış biçimleri üzerinden itiraz ediyor.

NİDA DİNÇTÜRK - Kişisel bakım sektörüne dair itirazlar çoğu zaman ürünlerle değil, sorularla başlar. Gerçek ihtiyaçla, ihtiyaç gibi sunulan şey arasındaki çizgiyi ne zaman fark ederiz? Pınar Akıskalıoğlu’nun hikâyesi tam da bu ayrımın etrafında şekilleniyor. Uzun yıllar sistemin içinde yer almış, o sistemi yakından tanımış ve bir noktada konforlu kabul edilen doğruları sorgulamayı seçmiş bir yolculuk bu.
Pınar için mesele yalnızca daha sürdürülebilir ürünler üretmek değil; yanlış olduğunu gördüğü bir düzenle arasına mesafe koyabilmek. Bilgiyi, ayrıcalığı ve deneyimi kişisel bir avantaj olarak değil, harekete geçme sorumluluğu olarak görmek. TAKK bu bakış açısının bir sonucu; ama hikâye markadan önce, bu sorgulamanın kendisiyle başlıyor. Sadece ürünleriyle değil; döngüselliğe dayalı modeli, “Hmmm” uygulamasıyla alışverişi sorgulatan sistemi, atıklardan dönüştürülmüş taşıma çantaları ve binlerce insanın katıldığı TAKK Circle buluşmalarıyla da dikkat çekiyor. Bir markadan çok, yeni bir davranış biçimini temsil ediyor.
Bugün Pınar Akıskalıoğlu, kişisel dönüşümünden göçmenlik deneyimine, iş dünyasında öğrendiklerinden tüketim kültürüne dair itirazlarına kadar uzanan bu yolculuğu anlatıyor. Ve belki de en temel soruyu ortaya koyuyor: Daha az tüketmek gerçekten mümkün mü, yoksa önce daha çok sorgulamayı mı öğrenmemiz gerekiyor?
Sizi hiç tanımayanlar için bize kendinizi anlatır mısınız? Nerede doğdunuz, nerelerde okudunuz? Bugünkü Pınar olmaya giden yolda sizi yönlendiren kırılma noktaları nelerdi?
Eskişehir’de doğdum; eski Maarif kolejlerinden biri olan Eskişehir Anadolu Lisesi’nde okudum. Marmara Üniversitesi Ekonometri bölümünden mezunum. Üniversite yıllarımda, yaklaşık yedi yıl boyunca AIESEC’te çalıştım. AIESEC Türkiye başkanlığı ve ardından AIESEC International’da Global Strateji Direktörlüğü görevlerini yürüttüm. Genç yaşta global bir sivil toplum örgütünde çalışmak, bugün olduğum kişiyi şekillendirdi. Dünyanın problemlerine karşı birlikte hareket etmenin gücünü ve tatminini erken yaşta görmek çok kıymetliydi. Aynı dönemde, iş dünyasının sistemler üzerindeki etkisini de öğrendim; bu nedenle AIESEC sonrası global bir şirkette çalışmayı seçtim. Dokuz yıl süren, heyecan dolu bir kurumsal kariyerim oldu. Ancak bu çok hızlı ve talepkâr düzen, topluma emeğimle gerçekten nasıl katkı sunduğumu düşünmeye pek alan bırakmıyordu. Bu sorulara yer açtığım anda, sistemdeki yanlışlara alternatif önerebilmek için TAKK’ı kurmaya karar verdim.
Ben, yanlış olduğunu bildiğiniz bir alana alternatif oluşturabilecek bir ayrıcalığınız, bilginiz veya imkânınız varsa bunun bir harekete dönüşmesi gerektiğine inanıyorum. Bu benim temel prensibim. “Sorumluluk” kelimesi kulağa çok çekici gelmese de bence insanın kendini güvende hissetmesinin ve hayatta değer yaratmasının özü burada. Vakti geldiğinde beni de sorumluluk çağırdı.
Göçmenlik yolculuğu tam olarak ne zaman başlıyor ve bu sizin için nasıl bir deneyim?
Uzman cerrah olan eşim University College London Hospital’da çalışma fırsatı bulunca, ben de yapmak istediğim iş için Birleşik Krallık’ın doğru bir zemin olduğuna inandım ve 2018’de Londra’ya taşındık. İkimizin de mesleki olarak kendimizi hem pratikte hem de yasal olarak yeniden tanımlamamız zaman aldı. Zorlayıcı bir süreçti ama bir o kadar da öğreticiydi. Bu yolculuk bizi hem profesyonel hem de kişisel anlamda zenginleştirdi. Gençliğimden beri işimi global ölçekte ve anlamlı bir seviyede icra etmek istedim. Göçmenliği ne romantikleştirdim ne de bir yük gibi hissettim; yeni bir sistem içinde kendimi yeniden inşa etmenin doğal bir parçası olarak yaşadım.
Doğanın bir parçası olduğumuzu hatırlamak
TAKK'ı "Geleneksel endüstri normlarına meydan okuyan etik bir kişisel bakım markası" olarak tanımlıyorsunuz. Bu aslında yeni dünya düzenine bir kafa tutuş. TAKK'ın kuruluş motivasyonu nedir?
TAKK’ı, kişisel bakım sektörünün gidişatının topluma zarar verir hale geldiğine inanarak kurdum. 2018’den beri bu sektör üzerinde çalışıyoruz ve maalesef bizi haksız çıkaracak bir iyileşme görmedik. Bugün gençlerin, hatta çocukların üzerinde bile kusursuzluk baskısı var. Kişisel bakım, kendini iyi hissetmenin ötesine geçip anlamsız bir zorunluluğa dönüştü. Biz TAKK ile insanları barışçıl bir alışverişe davet ediyoruz. İndirimlerin, mucize vaatlerinin, “son stok” paniklerinin değil; ihtiyacın, fonksiyonun ve saygının konuşulduğu bir alışveriş alanı sunuyoruz. Doğanın bir parçası olduğumuzu hatırlayan ürünler üretiyoruz; atıklarımızı topluyoruz; ekosistemimizdeki herkese saygı duyuyoruz. Hayal ettiğimiz iş dünyasının küçük bir simülasyonunu yaşayıp bunun mümkün olduğunu göstermek istiyoruz.
TAKK'ın açılımı nedir? Bu isim aslında bize ne anlatıyor?
TAKK, İskandinav dillerinde “teşekkür ederim” anlamına gelir. Sadelik felsefesine duyduğumuz ilgiden dolayı bu kültüre bir gönderme yapmak istedik. Aynı zamanda İngilizce’de “taken care of” yani “senin adına halledildi” ifadesinin kısaltmasıdır. Biz de ürünlerimizin çevresel ayak izini ciddiyetle yönettiğimiz için müşterilerimize gönül rahatlığıyla “TAKK—biz hallettik” diyebilmek istiyoruz.
Aslında uzun yıllar büyük markaların pazarlama departmanlarının başında bulundunuz. Burada size daha etik bir üretim ve insanları daha az tüketmeye çağırmak için ilham olan şey neydi?
Kozmetik ve kişisel bakım endüstrisi çok markalı görünse de aslında bir avuç büyük şirket tarafından yönetiliyor. Bu şirketler yeni ihtiyaçlar yaratıp yine o ihtiyaçlara ürün üreterek büyümeye devam ediyorlar. Dünyanın her köşesine ulaşabilme kapasitelerinin önemli bir hizmet olduğunu kabul etmek gerekir; ancak kültürel etkisinin birçok yerde olumsuzlaştığını düşünüyorum. Benim için çıkış noktası, insanların manipüle edilmesinin ve çok seçenek varmış gibi görünse de gerçekte seçim özgürlüklerinin daraltılmasının büyük bir saygısızlık olduğunu fark etmemle başladı. Ayrıca kişisel bakım sektörü, gıdadan sonra dünyanın en fazla plastik atığı üreten ikinci endüstrisi. Bu atığın yönetilememesi, dünyayı taşıyamayacağı bir yüke sürüklüyor. Çevre bilincim geliştikçe, daha saygılı bir modelin nasıl mümkün olabileceğini düşünmeye başladım. TAKK’ın hareketli logosu da bu kültürü yansıtıyor: sürekli öğrenen, sürekli kendini geliştiren bir yapı.
Gerçekten ihtiyacımız var mı?
Markayla ilgili nasıl geri bildirimler alıyorsunuz? Modern dünyada tüketim alışkanlıklarının insanların mental ve duygusal durumlarıyla da çok bağlantılı olduğunu biliyoruz. Tüketimi azaltmak büyük bir irade savaşına dönüşebiliyor. Bu anlamda yarattığınız farklar olduğunu gözlemlediniz mi?
TAKK’ı anlattığımız ilk yıllarda, “Bu kadar duyarlı tüketici yoktur” yorumları alıyorduk. Fakat hayal ettiğimiz kitlenin gerçekten var olduğunu görmek bizi çok mutlu etti.
Sitemizdeki “Hmmm” uygulaması da bu yaklaşımın bir parçası. Alışverişin sonunda kullanıcıya tekrar düşünme fırsatı veriyor: “Bu ürünü gerçekten ihtiyacınız olduğu için mi alıyorsunuz, yoksa biz sizi manipüle mi ettik?” Eğer bilinçsiz bir alışveriş yapıldığına işaret eden bir sonuç çıkarsa sipariş iptal edilebiliyor. E-ticaret uzmanlarının “delilik” dediği bu uygulamayı müşterilerimizin kendilerini değerli hissettiklerini söylemeleri sayesinde savunduk. Ürünlerimizi atık kamyonu brandalarından üretilmiş çantalarla gönderiyoruz; boş ambalajların yine bu çantalarla bize geri gönderilmesini rica ediyoruz. Bu döngüsel yapının müşteriler tarafından sahiplenilmesi bizi çok sevindiriyor. Sosyal medya ise uzun süre çekinerek yaklaştığımız bir alan oldu. Aşırı tüketimin teşvik edildiği bir dünyada kendimize yer bulmak kolay değildi. Ancak son bir yıldır kendi üslubumuzla içerik üretmeye başladık. Geçtiğimiz ay bir lisede panoda TAKK içeriklerinin asılı olduğunu görmek bizi inanılmaz heyecanlandırdı. TAKK’a dahil olmak, sadece ürün almak demek değil; daha az tüketen, daha çok sorgulayan bir topluluğun parçası olmak demek.
Artık çocuklar hedefte
Kişisel bakım endüstrisine dair eleştirileriniz oldukça sert. Sizce bugün asıl problem nerede başlıyor?
İnsanlar birbirine benzemeye başladı ve bu bir kültür mühendisliği. Önce genç kızların şimdiyse çocukların dahi hedef alındığı, ‘kendini iyi hissetme’ durumunu çok aşmış bir endüstriden bahsediyoruz. Çocukluk dediğinin zaten kendini iyi hissettiğin bir şey olması lazım. Nasıl görünüyorum kaygısının bir çocuğa yaşatılması zaten çok riskli bir durum. Önce genç kızlardı, şimdi çocuklara geldi konu ve çocuk kişisel bakım pazarının 380 milyon dolarlık bir hacme ulaşması bekleniyor önümüzdeki 2 yıl içerisinde. Tiktok’ta, sosyal medyada gördükleri şeyleri tekrar etme, kopyalama durumu var. Asıl sıkıntı orada zaten. Çocukların cilt bakım ürününe ihtiyaçları yok. Zaten ihtiyaç olmayan ürün satma konusu nereden geliyor? Önce kaygı yaratılıyor, ondan sonra kaygının üstüne ürün inşa ediliyor. Kadınlara sürekli daha fazla ürün sattırmaya çalışıyorsunuz. Dermatologlar genelde eğer cildinizde bir problem yoksa, temizlememizi, nemlendirme ihtiyacı varsa nemlendirmemizi ve mutlaka güneş kremi kullanmamızı önerirler. Bilim insanlarının ulaştığı nokta bu.


