Köy okulunun ışığını globale taşıdı
- editor

- 1 day ago
- 5 min read
Updated: 8 hours ago
Bir köy okulunda tek başına yakılan küçük bir ışık, yıllar içinde sınırları aşan bir etkiye dönüştü. Dilek Livaneli’nin öğretmenlik yolculuğu; imkânsız denilen yerlerde umut inşa etmenin, eğitimi bir sınıfın değil hayatın merkezine koymanın hikâyesi.

Samsun’un bir köy okulunda tek başına başlayan öğretmenlik yolculuğu, yıllar içinde sınırları aşarak Avrupa Parlamentosu’na ve Birleşmiş Milletler kürsüsüne uzanıyor. O, öğretmenliği yalnızca müfredatla sınırlamayan, köy çocuklarının hayallerine, köy kadınlarının hayatlarına ve geleceğin öğretmenlerinin yolculuğuna dokunan bir isim: Dilek Livaneli.
Yıkık dökük bir köy okulunu yaşam alanına dönüştürürken köy çocuklarını teknolojiyle, sinema, tiyatro, operayla tanıştıran; golf, yelken ve at biniciliği gibi farklı spor dallarını deneyimleten ve bu sayede onları sosyal hayatın içine sokarak özgüven kazandıran Livaneli, yıllar boyu sadece çocuklar değil onların anneleri için de pek çok farklı projeye imza atmış.
Öncüsü olduğu “Bir Dilek Yetmez” adlı hareketle binlerce insanı iyiliğin parçası haline getiren Livaneli, 2012 yılında önce Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Yılın Öğretmeni” seçildi. Ardından, onursal başkanlığını eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın üstlendiği Varkey Gems Vakfı tarafından dünyanın en iyi 50 öğretmeni arasına giren ilk Türk öğretmen oldu.
Bu yıl da Birleşmiş Milletler Eğitim Temsilcisi seçilen Livaneli ile ilham verici öyküsünü konuştuk.
Öğretmenliği meslek olarak seçmeye nasıl karar verdiniz?
Samsun Bafra ilçesinde doğdum, büyüdüm. İki kardeşim var ve biz hep öğretmencilik oynardık. Küçükken oynadığımız oyunlar gelecekte seçeceğimiz mesleğe dair bize ipuçları veriyor. Onlara ders anlata anlata, kendi ödevlerim yetmiyormuş gibi onların da ödevlerini yapa yapa daha o yaşlarda kendimi öğretmenliğe hazırlamış oldum. Hayallerim gerçek oldu, üniversiteyi Ankara Gazi Üniversitesi’nde okudum ve yüksek lisansımı da yine sınıf öğretmenliği bölümüyle tamamlayıp öğretmenlik yolculuğuma başladım.
İlk görev yeriniz neresiydi?
Samsun’un Tekkeköy ilçesine bağlı Kargılı İlkokulu’nda göreve başladım. Mesleğe başladığım ilk gün köy okulu öğretmenliğiyle yüzleşmiştim. Hayal edin, bir köy okuluna atanıyorsunuz, tek başınasınız ve bir kadınsınız. Müdür de sizsiniz, öğretmen de, memur da, hizmetli de... Üzerinizde çok ciddi bir sorumluluk var. Herkesin ilkel ve imkânsız dediği bir ortamda bir ışık saçmak, bir gelişim, değişim, dönüşüm yaratmak istiyorsunuz.
Ve o günden itibaren de sosyal girişimcilik ruhuyla bir hareket başlattınız…
Köy okulu öğretmenliğinde aynen bir sosyolog gibi etrafınızda olup bitenleri gözlemliyorsunuz. Köyden kente ciddi bir göç olduğunu, bunun bizim kanayan bir yaramız olduğunu görüyorsunuz. Dolayısıyla köyleri cazip hale getirme fikri kendiliğinden geliyor. Öğrenci sayısı 10’un altına düşünce başka köylere atanıyordum. Kaç yıl geçmiş mezun ettiğim öğrenci yoktu. O idealist ruh aslında tam da orada başladı ve köy okullarını yaşatma fikriyle yola çıktım.
Çocukların yüreklerine ‘tıkladık’
Neler yaptınız peki?
“Okulum Gençleşiyor” projesi başlattım. Elimde köy okulu, köy çocuğu, köy kadını, köy halkı vardı. Kapı kapı gezdim. İnsanlar okulunuz, öğrencileriniz, köy halkı için istediğinizi gördükleri zaman o tutkunun peşine geliyorlar. Amacım okulu köyün bir yaşam alanı haline getirmek, cazibe merkezi yapmaktı.
Dolayısıyla hayal ortaklarımla birlikte bunu milli bayram ruhuyla başlatıp okulun fiziksel ortamını yenilemeyle başladık. Örneğin interaktif bir sınıf için köy okulunda her öğrenciye tabletler gönderildi. Okulumuza akıllı tahta geldi. Köyde çocukların bu teknolojiyle buluşması çok önemli ama sevgiye nasıl ulaşacağız? Sevgiye de onların yüreklerine tıklayarak ulaşacaktık.
Akran öğrenmesi yaratarak birbirlerinden öğrenmelerini geliştirdik. Dolayısıyla okulu çok severek, isteyerek, koşa koşa, eğlenerek gelebilecekleri bir yuva yaratıyorduk.
Ben öğretmenlik hikâyemi aslında beş parmak şeklinde açıklamayı çok seviyorum:
Birincisi okul için yapılanlar. Köy okulunu bir kolej formatına çevirmek, öğrencilerin çok sağlıklı bir şekilde eğitim görebilecekleri bir fiziksel ortam yaratmak. Çünkü siz dünyanın en iyi öğretmeni olun, en donanımlı öğretmeni olun ama çatınız akıyorsa, kapınızın altından soğuk giriyorsa orada ne anlatırsanız anlatın nafile.
İkincisi öğrenciler için yapılanlar. Onları sosyal yaşantıyla buluşturmak çok önemliydi. Hayatlarında ilk defa sinemaya gittiler, tiyatroya gittiler. Golf, yelken gibi farklı spor dallarını denediler. Tüm bunlar çocuklarda büyük bir özgüven yarattı.
Öte yandan köy halkı, köy kadınları ve öğretmen adayları için yapılanlar da bu beşli yapıyı tamamlıyordu.
26 şehirde 20 binden fazla öğretmen adayına ulaştı
Bir Dilek Yetmez projesi de bu şekilde mi başladı?
2012 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Yılın Öğretmeni” seçildim. Bu benim için çok büyük bir gururdu. Bir Dilek Yetmez projesi de aslında tam da burada başladı.
Köyde yapılanları görmek için binlerce öğretmen adayı okulumuza gelmeye başladı. Kısa sürede canlı müze haline geldik. Sonunda ben onlara gitmeye karar verdim ve Türkiye’yi şehir şehir gezmeye başladım. Şimdiye kadar 10 yılda 26 farklı şehirde 26 eğitim fakültesine gittim ve 20 binden fazla öğretmen adayına ulaştım.
Onlara kendi hikâyemi anlattım; motivasyon, girişimcilik, iletişim ve topluma hizmet eğitimleri verdim. Yokluktan nerelere gelinebileceğini ve bunun bir öğretmen profiliyle de mümkün olduğunu göstermek istedim.
Bir Dilek Yetmez projesi, Milli Eğitim Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü tarafından UNESCO’ya sunuldu ve “Üstün Başarı” uygulamalarından biri seçildi. Dünyadaki en iyi 10 proje arasındaydım ve bireysel olarak da tektim. Bir Dilek Yetmez bir hareket ve bu hareketi başlattığım için çok mutluyum.
Bu projeyi bir de Bir Dilek Yetmez adlı kitapla taçlandırdınız…
Kitabımı hiçbir kar amacı gütmeden sosyal sorumluluk projesine dönüştürdüm. Öğretmen adaylarına kitabı ücretsiz hediye etmek için, ulaştırmak için bir hareket başlattım. Kurum, kuruluşlarla anlaşmalar yapıp bu kitabı eğitimlerimde, konferanslarımda öğrencilere hediye ediyorum. Kitabın ardından ise Bir Dilek Yetmez Sosyal Yaşantı Bursu’nu başlattık.Uluslararası alana açılma hikayenizde bir de Global Teacher Prize’da finalistliğiniz var…
Benim hikayem köy okulu öğretmenliğinden küresel öğretmenliğe giden bir yolculuğun hikayesi. Onursal Başkanlığı’nı eski ABD Başkanı Bill Clinton'ın üstlendiği Borky James Vakfı tarafından dünyanın en iyi 50 öğretmeni arasına seçilen ilk Türk öğretmen oldum ve Milli Eğitim Literatürü'ne geçtim. Binlerce aday arasından, 173 ülkeyle hikayenizi paylaşıyor olabilmek, ‘Eğitimin Nobel’i olarak adlandırılan bu ödülde Türkiye'yi temsil etmek çok önemliydi. Küresel öğretmenlik boyutu ise tam da burada başlamıştı. Bu derecenin ardından bana bir dil eğitim bursu tanımlandı. Lifetime Learning Foundation bursuyla kendimi Londra’da buldum. Aslında bu köyden indim Londra’ya hikayesi gibi... Şu anda ise International School of London’da Türkçe ana dil öğretmenliği yapıyorum. 4-17 yaş arası farklı yaş gruplarında öğrencilerim var. Çocuklara sadece Türkçe öğretmekle kalmayıp onlara bir rehber olabilme kısmı da çok önemli.
Coğrafya kader midir sorusu hep aklımda
Londra'da öğretmenlik yapmak size ne katıyor?
Ben köy okulunda yokluğu gördüm, en dibi gördüm. Ama işte Londra'daki bu okulumuzda varlığın sınırsız kaynaklarını görebiliyorum. Bu bir öğretmen için çok büyük bir deneyim. Her yıl 7 bölge, 7 şehir, 7 pilot köy seçip o köylere yardımlar akıtmak adına yurt dışında yaşamak bana çok şey kattı.
Londra’da ders anlatırken eski günlerinize gidiyor musunuz?
Çocuk her yerde çocuk ama imkanlar maalesef her yerde eşit değil. Kırsal bölgedeki köy çocuklarının ekonomik anlamda da ve sosyal statü anlamında da yaşamları çok farklı ilerliyor. Teknolojiyle buluşmalarından tutun da gıda, kıyafet gibi sosyal ve ekonomik farklılığı gözlemliyorsunuz. ‘Coğrafya kader midir’ sorusu hep kafanızda. Ben burada CEO çocuklarına öğretmenlik yapıyorum. Köyden tamamen farklı bir veli profili bu. Ama o çocuklara da sosyal sorumluluk ruhunu, vicdanı, değerler eğitimini verebilmek çok önemli.
Tüm salona ‘Bir Dilek Yetmez’ dedirttim
Tüm kariyerinizi düşününce sizin için en önemli anlardan biri neydi?
Londra’da bir yandan öğretmenlik yaparken bir gün telefonum çaldı. Avrupa Parlamentosu'nda yapılacak ‘Faces of Turkey’ adlı sergiye Türkiye'nin sivil toplum yüzü olarak davet ettiler. Orada bir konuşma yaptım ve döndükten iki ay sonra beni Avrupa Parlamentosu'na 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde 750 delege oy birliğiyle Uluslararası Lider Kadın Ödülü’ne layık gördüler. Ben heyecandan çıldırdım. Bir köy okulu öğretmenisin, ne işin var Avrupa Parlamentosu'nda? Ne anlatacağım ben orada? O heyecanla gittim ve konuşma yaparken salondaki dinleyiciler çok duygulandı. Ve orada ‘Bir Dilek Yetmez’ sloganını tüm salona söylettim. Düşünebiliyor musunuz, Avrupa Parlamentosu'na Bir Dilek Yetmez dedirttim, ölsem gam yemem artık! Tüm bunların ardından ise 2024 yılında da ‘She Inspires Vakfı’ tarafından Birleşik Krallık Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne layık görüldüm. Bu da benim için inanılmaz bir deneyimdi.
1,667 words


