top of page

Güney Kutbu ve Grönland’ın ilk Türk kaşifi

  • Writer: editor
    editor
  • 51 minutes ago
  • 5 min read
Eski olimpik sporcu Ali Rıza Bilal, Antarktika’yı 51 günde yürüyerek Güney Kutbu’na ulaşan ilk Türk oldu. Kısa süre sonra Grönland’ı boydan boya geçerek bir başka ilke daha imza attı. Yıllar süren hazırlıklar, fiziksel dayanıklılık ve zihinsel direnç, onu sporculuktan kaşifliğe taşıyan yolun temel taşları oldu.

Dünyanın en uç noktalarından biri… Haritaların sonu, beyazın her tonu ve insanın kendisiyle baş başa kaldığı bir sessizlik: Antarktika. Her ne kadar son yıllarda farklı turistik gezilerle popüler olsa da Antarktika’yı boydan boya 100 kiloluk bir kızakla yürümeyi hayal edebilir misiniz?


İşte bu hayali bile zor olan macerayı eski olimpik bir sporcu olan Ali Rıza Bilal başardı ve adını “Güney Kutbu’na yürüyerek ulaşan ilk Türk kaşif” olarak tarihe yazdırdı. Olimpiyatlara uzanan kürek kariyerinden Ironman yarışlarına, yıllar süren zorlu eğitimlere varan yolculuğuna bir de Antarktika’da 100 kiloluk kızakla 51 günde 933 km yürümeyi ekleyen ve insan iradesinin sınırlarını zorlayan Bilal, bir sporcunun kaşifliğe dönüşen hikâyesinin en güzel örneği.


Sporla ilişkiniz nasıl başladı?


Ailemin desteğiyle 5,5 yaşında cimnastiğe başladım. Ardından da 3 yıl Efes Pilsen’in küçükler basketbol takımında oynadım. Sonra ise kürek sporuyla ilgilenmeye başladım. 18 yıl boyunca kürek çektim. 9 yıl milli takım kaptanlığı yaptım. Balkan şampiyonlukları, sayısız Türkiye şampiyonlukları, Dünya üçüncülüğü ve Olimpiyat Oyunları’nda ilk Türk kürekçisi olarak yer alma şansını yakaladım.


Daha sonra macera yarışlarına başladım. Uzun yıllar dünyanın sayısız coğrafyalarında macera yarışları yaptım ve Ironman sporuna başladım. Ben Türkiye’nin 13’üncü Ironman’iyim. Sporu hem iş, hem hobi hem de yeni coğrafyalar görmek, yeni maceralar tatmak için yapan biriyim. Doğada olmak, yeni yerler keşfetmek çok cezbetti beni. Sanıyorum içimdeki maceracı ve kaşif yönümü tetikledi ve o şekilde outdoor sporlarına geçiş yaptım.


Tüm bu sporlarla haşır neşirken Antarktika macerası nasıl ortaya çıktı?


Yıllar önce arkadaşım Nasuh Mahruki ile bir sohbet esnasında “Dünyada ayak basılmamış coğrafyaları gidip keşfetmek istiyorum. Ama biliyorum ki dünyada ayak basılmamış yer kalmadı. Sence ne yapmalıyım?” diye sordum. O da bana şimdiye kadar hiçbir Türk’ün keşfetmediği bir yeri keşfedebilirsin deyince aklıma Güney Kutbu geldi.


Araştırmalara başladım ve sponsorlarımın da desteğiyle ilk eğitimimi almak üzere Svalbard’a gittim.


Neden eğitim alma gereği duydunuz?


Çünkü eğitim almadan sizi Antarktika’ya götürmüyorlardı. Svalbard’a giderken Antarktika’ya nasıl yürürüm, güvenliğimi sağlayan birileri olacak mı diye araştırırken böyle bir şirketin var olduğunu buldum. Onlarla iletişim kurduğumda doldurmam için bana 6 sayfalık bir soru kitapçığı ilettiler. Hazır olup olmadığıma bakacaklardı. Ertesi gün bana hemen döndüler ve dediler ki:


“Ali Rıza harika bir sportif geçmişin var, tebrik ederiz. Ancak seni Antarktika’ya kabul edemeyiz.”


Beynimden vurulmuşa döndüm. Arktik koşullarda hayatta kalma deneyimim olmadığı için reddetmişlerdi. Bana bir eğitim programı gönderdiler. Dolayısıyla eğitim sürecim 3,5 yıl sürdü.


İlk eğitimi Svalbard’da aldım. Ondan sonra Lapland’e gittim. İsveç’in, Norveç’in dağlarında mini ekspedisyonlara katıldım. Estonya’da karlı ortamda ayak basmadığım yer kalmadı. Eğitimlerim bittikten sonra Norveç’in Hargendervidda platosunda 21 günlük solo ekspedisyon yaptım ve başarıyla bitirdim.


Beş gün hiçbir şey göremedim


Peki nasıl başladı Antarktika yolculuğu?

Geçen sene 10 Kasım’da Estonya Tallinn’den yola çıktım. Önce Helsinki’ye geçtim, oradan Şili Santiago’ya… Santiago’dan tekrar bir uçağa bindim, Punta Arenas’a gittim. Orada yürüyüş süresince kullanacağım fındık, fıstık, et, süt ürünleri gibi gıdaları tedarik etmem için bir hafta sürem vardı.


O haftanın sonunda 4 buçuk saatlik bir uçuşla Antarktika’ya indik. Benimle birlikte 16 kişi daha vardı ve bizi kalacağımız kampa götürdüler.


Kamp alanından ayrıldıktan sonra neler yaptınız?


21 Kasım’da 100 kiloluk kızağımla yürüyüşüme başladım. Bunun için beni Buzul Denizi’nin ortasında, donmuş denizin üstüne bıraktılar. Bu arada 100 kiloluk kızağıma Norveç’te “Koca Oğlan” ismini takmıştım. Sonradan “Canım Türkiye’m” adını verdim.


O anda ne hissettiniz?


Oraya 13 yıllık rüyamı gerçekleştirmek üzere bırakılmıştım. Ağzım kulaklarımdaydı ve yürüyüşüm başladı. İlk 15 gün çok güzeldi. Her gün yaptığım kilometreleri, yürüyüş yaptığım saatleri artırarak güzel bir tempo yakaladım.


Fakat 15’inci günde solar panelimin çalışmadığını fark ettim. Solar panelin çalışmaması powerbanklerinizi, aküleri dolduramazsınız anlamına gelir. Öyle olunca da iletişim kopar. Oysa her akşam beni takip eden iletişim merkezini arayıp bilgi vermek zorundayım. Eğer bunu yapmazsanız 48 saat içinde 200 bin dolarlık arama-kurtarma başlar.


Bir solar panelin çalışmaması yüzünden oradan alınmak duygusu beni utançtan öldürürdü. Çok strese girdim. Üç gün sonra benim güzergâhımdan geçecek bir uçak bana solar paneli atacaktı. Attı da. Ama şanssızlık bir kere başlamıştı.


Bu durumdan daha zor şartları da mı yaşadınız?


Solar panele ulaşmadan önce yürüyüşümü yaparken kayak bağlamam kırıldı. Kayak bağlamasının kırılması şu anlama geliyor: Karda yürüyebilmek için vücut ağırlık merkezinizi dağıtmanız kayaklar sayesinde oluyor. Kayaksız olarak botla ilerleyebilmeniz neredeyse imkânsız.


Dolayısıyla karları bağladım. Çünkü kayak bağlamasının yedeği yoktu. Önümde 700 kilometrelik bir yol var ve kayak bağlamam kırık. Bitiremeyeceğimi düşündüm.


Sonra eşimin de desteğiyle sakinleşmeye çalıştım ve kendimce bir çözüm ürettim. Elimdeki iplerle, lastik yardımıyla botumu kayağa sabitledim ve o kırık kayakla 150 kilometre yürüdüm.


Ayağım su topladı, o su toplayan yerler yaralara dönüştü. Sağ ayak bileğim o kadar şişti ki botu giyerken, çıkarırken ağlıyordum. O kadar ki akan gözyaşımın damlası donuyordu.


O bağladığım ipler gün ortasında çözülüyor, tekrar bağlamak için üç kat eldivenimi çıkarıp çıplak elle bağlamaya çalışırken 12 dakika içinde bütün sakalım, ağzım, burnum buz tutuyor.


Beş gün hiçbir şey görmeden ilerlediğimi hatırlıyorum. Ayakkabıma baktığımda rengini bile göremiyordum. Çelik termosumun biri kırıldı. Ocaklardan biri bozuldu. Dört tane yedek benzin pompam vardı, iki tanesi kırıldı. Kızağımı çektiğim kemerim patladı.


51 günde 933 km yol gittim


Peki günde kaç kilometre yürüyordunuz?


Normalde ben bu yürüyüş için 47–48 gün planlamıştım ve 51 günlük yemek aldım. Günde ortalama 20 kilometre yapmam gerekiyordu. Her gün ortalama 9,5 saat yürüdüm.


Yatıp uyandığım zamanı da sayarsak 933 kilometreyi 51 günde tamamladım. 100 kiloluk kızağı sıfır rakımdan kutup noktasının bulunduğu üç bin metre yüksekliğe kadar çektim. Yani aslında dönüp baktığımda insanüstü bir şey yapmışım.


Gün içinde on saat boyunca aklınızı çalıştıracak bir şeyler bulmak zorundasınız. Kaybolmadan, yarıklara rastlamadan gideyim diye dua ediyordum. Ardından kitabımı yazmaya başladım. Kitabımın her bölümünü kafamda kurgulayarak ilerliyordum.


Çünkü gerçekten vakit geçirmeniz lazım. Adım sayıyorum. Ne kadar adım saysanız da yürüdüğünüz yokuşlar bitmiyor. Çıldırmanın eşiğine geliyordum. Antarktika’da solo bir kaşifseniz aklınıza mukayyet olmanız çok zor.


Bir gününüz nasıl geçiyordu?


6–6.30 gibi kalkıyordum. İlk işim üstümü giyinmek ve ocağımı yakmak oluyor. Ocağımı yaktıktan sonra hemen eşimi arıyorum. Kahvaltıda genellikle müsli, kabak çekirdeği karışımı ve biraz enerji verici gıdalar yiyordum. Öğlen yemeğim için pide arasına bol tereyağı ve biraz sucuktan oluşan bir sandviç yapıyordum.


Yemeğim bittikten sonra giyinip çadırı topluyorum, kızağı yerleştiriyorum ve yürüyüş başlıyor. Molalarda fındık, fıstık, çikolata, protein ve karbonhidrat barlardan oluşan atıştırmalıklar yiyorum ve 20 km’yi doldurmaya çalışıyorum.


Bittiğinde belgeselim için fotoğraf ve video çektikten sonra çadırımı tekrar kuruyorum. Çadıra girince de iş bitmiyor. İlk iş ocağı yakmak, su ısıtmaya başlamak, kar eritmek.


İlk ısınan suyla kas kaybını önlemek için protein karışımı içiyorum. Tüm cihazlarımı şarj ediyorum. Tüm bunlarla uğraştıktan sonra yatıyorum.


7 dakika sarsıla sarsıla ağladım


Peki vardığınız gün...

51’inci gün hava çok sisliydi. Zaman zaman kayağımın ucunu göremiyordum. Tüm bunlarla boğuşurken 45 derece sol tarafta küçücük siyah bir şey gördüm.


Kutba yaklaşık 1,5–2 kilometre kala West Way Point denilen bir nokta var. Antarktika’daki tek tabela. Üzerinde “You are almost South Pole” yazıyordu.


O tabelaya geldiğimde artık Güney Kutbu’na çok az kalmıştı.


Bir anda arkamdan bir kadının seslendiğini duydum. Mavi renkli, koca tekerlekli bir araçtan biri bana “Ali, Ali you made it” diye bağırıyordu.


Önce ona sarıldım, ardından 6–7 dakika sarsıla sarsıla ağladım. Sonra aracın şoförü Richard ile sarıldım ve tekrar ağladım.


Yaklaşık bir kilometre sonra Antarktik Logistic Expedition’ın çadırlarını gördüm. Oraya geldiğimde 5 personel beni alkışlarla karşıladı.


Sonra Güney Kutbu noktasına yürüdüm. Günlerce kutba vardığımda ne söyleyeceğimi düşünmüştüm ama o anda hepsi uçup gitti.


Türk bayrağı zaten göğsümdeydi. “51 gün değil, 52 yıldır bu bayrağı taşıyorum” dedim. Sonra İstiklal Marşı’nı okudum.


Acayip gurur verici bir an. Çünkü bir Türk olarak bir ilki başarıyorsun.


Bundan 5 ay sonra da 700 km’lik Grönland’ı geçen ilk Türk oldum.


Grönland fikri nasıl çıktı?


Antarktika’da yürüyen solo kaşifler genelde Grönland’ı daha önce yapmış oluyorlar. Grönland’ı geçen Türk de yoktu.


Grönland Danimarka’ya bağlı bir ada. Danimarka hükümeti Grönland’ı tek başınıza geçmenize izin vermiyor. Dolayısıyla bir rehber eşliğinde yürümeniz gerekiyor.


Genelde insanlar Grönland’ı batıdan doğuya geçiyorlardı. Yaklaşık 560 kilometre. Ama ben istiyordum ki 1881 yılında kaşif Nansen ve arkadaşları gibi gerçek rotadan yürüyeyim.


İzlanda’dan gemiyle geliyorlar ve doğu kıyısından kızaklarını çekerek batı kıyısına kadar ilerliyorlar. Yani denizden başlayıp denizde bitiriyorlar.


Yaklaşık 700 kilometrelik bir ekspedisyon. Bunun 600 kilometresi buzulda geçiyor. 35 günde 700 kilometreyi Nansen’in izinden bitirdik.


Bunu da yapan ilk ve tek Türk oldum.

bottom of page