Bir Çocuğun Sessizliği, Bir Avukatın Sözüne Dönüştü
- editor
- 2 days ago
- 5 min read
Buket Erdoğan’ın Kahramanmaraş’tan Londra’ya uzanan hikâyesi; göçün yarattığı kırılganlıkların nasıl dayanıklılığa, yalnızlığın nasıl empatiye evrildiğini anlatıyor. Hukuku yalnızca bir meslek değil, insan hayatına dokunan bir sorumluluk olarak gören bu yolculuk, adaletin en çok da hikâyelerden beslendiğini hatırlatıyor.

İLDEN DİRİNİ - Avukat Buket Erdoğan, 22 yıldır yaşadığı İngiltere'de, kişisel zorluklarını toplumsal bir misyona dönüştüren ilham verici bir kariyere sahip. Kahramanmaraş'ta başlayan ve Londra'da devam eden hayat hikayesi, göçün sadece bir yer değiştirme eylemi olmadığını; aynı zamanda insanı yeniden şekillendiren, dayanıklılık ve empati kazandıran bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Bir dönem UN Women UK delegeliği yapan, farklı dernek ve kurumlarda gönüllü görevler üstlenen Buket Erdoğan'a göre kadın hakları, göçmenlik ve sosyal adalet birbiri ile sıkı bağları olan konular. Ashton Ross Law bünyesinde çalışmalarını sürdüren Erdoğan ile göçmenlik, adalet ve kariyer üzerine konuştuk
.
Bize kendinizden ve bu yolculuğun sizi nasıl şekillendirdiğinden bahseder misiniz?
1989 yılında Kahramanmaraş’ta doğdum. Küçük yaşta İstanbul’a, 14 yaşımda ise ailemle birlikte İngiltere’de Leicester’a göç ettim. Üç kardeşin en büyüğü olmak, bana çok erken yaşta sorumluluk almayı öğretti. Yeni bir ülke, bilmediğim bir dil ve tamamen farklı bir düzen… Bu sürece bir çocuk olarak uyum sağlamaya çalışmak kolay değildi. 14 yaşında, dili bilmeyen bir kız çocuğu olarak kendimi çoğu zaman yalnız hissettiğim dönemler oldu. Okulda dışlandığım, bu yalnızlıkla baş edebilmek için teneffüslerde tuvalette yemek yediğim zamanlar yaşadım. Bugün geriye dönüp baktığımda, o yılların beni kırmak yerine güçlendirdiğini; hayata ve insana bakışımı derinleştirdiğini görüyorum.
Zor bir deneyim, ne yazık ki günümüzde hala çok sayıda çocuk bu tür zorbalıklarla karşılaşıyor. Benzer süreçlerden geçen ailelere tavsiyelerin ne olur?
Çocuklarımıza başarının sadece onay almak olmadığını anlatmalıyız. Parçası oldukları toplumun ya da popüler kültürün dayattığı işe yarar hissetmek olgusunu beslemek değil, bir amaca hizmet etmek ve iyi kalmak olduğunu öğretmeliyiz. Ailelerin öncelikle anlaması gereken şey, çocukların genellikle ebeveynlerini endişelendirmemek için kendi mücadelelerini sessizce yürüttüğü. Bu nedenle en önemli tavsiyem; proaktif olmaları. Okulla sürekli temas halinde olmak, çocuklarının arkadaş çevresini tanımak ve en önemlisi, onlara ne olursa olsun konuşabilecekleri güvenli ve yargılamayan bir alan yaratmak. Bir çocuğun yeni bir ülkede kök salabilmesi için en sağlam zemin, ailesinin koşulsuz desteği. Ben bu konuda ne kadar zorlansam da ailemin desteğini sonuna kadar hissettiğim için çok şanslıydım.
Göçmenlik hukukunu bir kariyerden öte "misyon" olarak tanımlıyorsunuz...
Babam, ailemizden önce İngiltere’ye gelmişti ve başvurusunda yapılan yanlışlar nedeni ile uzun süre ayrı kaldık. O dönem yaşadığım belirsizlik, bekleyiş ve özlem duygusu çalışacağım alanı seçmemde önemli rol oynadı. Bu nedenle bu alanda çalışırken dosyalara sadece evrak gözüyle bakmıyorum. Çünkü biliyorum ki her başvurunun arkasında bir aile, bir gelecek planı, bir umut var. Göçmenlik avukatlığı benim için bir yol arkadaşlığı. Birlikte heyecanlandığım, birlikte endişelendiğim, sonucu aldığımızda birlikte ağladığımız çok sayıda müvekkilim oldu. Dosyadan çıkıp aile dostluğuna dönüşen pek çok hikâyemiz var. İnsan kazanmanın en güzel yolu, zorlukları hem hukuken hem de insani olarak birlikte aşabilmek. Bu yaklaşımımın fark edilmesi de elbette kıymetli. Women and Diversity in Law Awards kapsamında iki farklı kategoride ödüle aday gösterildim. Yaptığım işin doğru bir yerden karşılık bulduğunu görmek benim için çok anlamlı. Fark yaratmanın asıl motivasyonum; ancak bu çabanın görülmesi de insana güç veriyor. Bu noktada şunu özellikle söylemek isterim ki, bu yolculuk hiçbir zaman tek başına yürünmedi. Hem ailem, hem dostlarım hem Ashton Ross Law’daki ekibimiz, emeği, inancı ve dayanışmasıyla bu başarının en önemli parçası. Her birine gönülden teşekkür ediyorum.
Köklerimin kıymetini biliyorum
Avukatlık mesleği sizin için bir “iş” olmanın ötesinde anlamlar taşıyor… Bu meslekte sizi en çok ne motive ediyor?
Göçmenlik avukatı, insanların hayatlarındaki en hassas eşiklerde yanlarında olur. Yeni bir hayata adım atarken, bilinmeyene doğru yürürken… Bu süreçte yalnızca hukuki değil, insani bir bağ da kurarsınız. İşimin bu yönü benim için çok kıymetli.
Mesleki yolculuğum boyunca, hukukun yalnızca dosyalarda ya da mahkeme salonlarında değil, toplumun içinde de anlam kazandığına inandım. Bu nedenle UN Women UK’de gönüllü delege olarak kadın hakları ve göçmenlik alanlarının kesişiminde çalışmalar yürüttüm. Turkish British Chamber of Commerce and Industry, Institute of Directors, Electronic Immigration Network, Bookmark Charity gibi platformlarda yer almak ise hem profesyonel hem de insani olarak beslendiğim alanlar oldu. Özellikle Bookmark Charity’ye gönüllü olarak dahil olurken amacım çocuklarla bir araya gelmek, onlara kitap okuyarak hayal güçlerini desteklemekti. Bu amaç, bu yolculuğun neden başladığını her seferinde yeniden hatırlatıyor. Cumhuriyet değerleriyle yetişmiş bir kadın olarak, köklerimin ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum. İnsan kök saldıkça güçlenir. Bir ağaç gibi… Kökleri ne kadar derindeyse, dalları da o kadar genişler; yeşerir, büyür. İngiliz hukuk sistemi içinde çalışırken, bu köklerden aldığım güçle yoluma devam ediyorum. Öğrenerek, gelişerek ve başkalarına da alan açmaya çalışarak.
CAM TAVANLARI KIRACAK GÜCÜMÜZ VAR
Göçmenlerin sıklıkla dile getirdiği ayrımcılık ve cam tavan konusunda sizin gözlemleriniz neler?
Ayrımcılığın hukuk kitaplarında yazan soyut bir kavram olmadığını hepimiz kendi hayat deneyimlerimizden biliyoruz. Göçmen olmak, göçmen kadın olmak, etnik azınlıktan olmak; sadece iş bulmayı değil, kendini kabul ettirmeyi de zorlaştırıyor. Son on yılda İngiltere’ye göç eden profilin ciddi biçimde değiştiğine tanık oluyorum. Daha bilinçli, daha donanımlı, ne istediğini bilen; fakat aynı zamanda daha yalnız hisseden bir topluluk geldi ve gelmeye devam ediyor. Özellikle Türkiye’den gelen profesyoneller, güçlü bir geçmişle gelseler de burada kendilerini yeniden konumlandırmak zorunda kalıyorlar. Azimle yürüdükleri bu yolda, başarılarına şahitlik ettiğim çok müvekkilim/dostum var. Lâkin cam tavan meselesi hâlâ güncelliğini koruyor. Ancak ben, bu tavanları en çok kıracak gücün yine bu yeni kuşakta olduğuna inanıyorum. Türkler olarak köklerimiz sağlam. İş insanı statüsüyle başlayan ve farklı kategorilerle İngiltere’de ve dünyada ışık saçan yüz binlerce Türk var. Birbirimize alan açtıkça, deneyim paylaştıkça ve dayanışmayı artırdıkça, bu sınırların aşılmasında önemli bir rol oynayacağımıza inanıyorum. Ben de bu yolculukta, özellikle bu yeni gelen topluluğun yanında olmayı çok önemsiyorum.
İngiltere’de hükümetin son dönemde yaptığı değişiklikler hayli tartışma yarattı. Sizin gözlemleriniz nedir?
Son dönemde İngiltere hükümetinin göçmenlik sistemine ilişkin gündeme getirdiği earned settlement önerileri, özellikle süresiz oturum hakkının 5 yıldan 10 yıla çıkarılmasının tartışılması nedeniyle ciddi soru işaretleri yarattı. Buradaki temel mesele, süresiz oturumun bir “hak” olmaktan çıkarılıp, aşamalı olarak kazanılması gereken bir statüye dönüştürülmek istenmesi. Bu yaklaşım, uzun yıllardır İngiltere’de hayat kurmuş, vergisini ödemiş ve sisteme entegre olmuş göçmenler açısından doğal olarak endişe verici. Bir hukukçu olarak süreci yakından takip ediyor, kazanılmış hakların İngiltere kamu yararı doğrultusunda korunmasının önemini vurguluyorum. Bununla birlikte, sistemin nitelikli ve katma değer yaratan göçmenler açısından hâlâ güçlü teşvikler sunduğunu da belirtmek gerekir. Innovator Founder Visa ve Global Talent Visa gibi imtiyazlı kategorilerde yer alan başvuru sahipleri için, süresiz oturuma giden yol hâlâ 3 ila 5 yıl gibi daha kısa ve öngörülebilir bir zaman diliminde mümkün. Bu da İngiltere’nin, girişimcilik, inovasyon, akademi, teknoloji ve yaratıcı endüstriler alanında gerçekten yetenekli kişileri çekme konusundaki kararlılığını gösteriyor. Bugün binlerce kişi hâlâ bu prestijli vize kategorileriyle İngiltere’ye gelmek istiyor. Türkiye’den çıkan girişimciler, bilim insanları, sanatçılar ve uzman profesyoneller; sadece bireysel başarı hikâyeleri yazmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası arenada tanınırlığını ve itibarını da güçlendiriyor. İngiltere ise, tüm bu tartışmalı düzenlemelere rağmen, adaletin kurumsal olarak değer gördüğü ve insan emeğinin karşılık bulduğu bir ülke olmaya devam ediyor.