Göçmenlik her gün yeniden yazılan bir kavram
- editor

- Feb 16
- 5 min read
Uzun yıllar medya sektöründe pazarlama liderliği yapan Benay Durmaz Güner, beş yıl önce ailesiyle birlikte İsviçre’ye taşındı. Bugün bir yandan yıllardır içinde taşıdığı felsefe merakının peşinden akademik olarak ilerliyor, diğer yandan da 75 bölümü geride bırakan İyi ki Podcast ile meraklı zihinlere dokunuyor.

Kariyerini veriyle beslenen stratejik bakış açısı ve hikâye anlatıcılığıyla birleştiren Benay Durmaz Güner, “Data-Driven Storytelling Expert” yaklaşımıyla pazarlamanın doğru sorular ve doğru bağlamla anlam kazandığını savunuyor. Medya, teknoloji ve içerik dünyasında edindiği uzun soluklu deneyimi; bugün hem danışmanlık verdiği markalara hem de podcast programında ele aldığı varoluşsal, kültürel ve insani meselelerin anlatımına taşıyor.
Göçmenlik ise onun için yalnızca coğrafi bir değişim değil, aidiyet, kimlik ve anlam kavramlarının her gün yeniden tanımlandığı bir yolculuk. Güner İsviçre’deki hayatını, göçmenliğin psikolojik katmanlarından podcastin “sadece sesle” açtığı samimi alana, verinin hikâyeyle kurduğu ilişkiden günümüz anlatıcılığının dönüşümüne uzanan çok katmanlı bir perspektif sunuyor.
Bize kendinizi tanıtır mısınız? Nerede doğup büyüdünüz, ne okudunuz?
İstanbulluyum ve İstanbul ile çok güçlü bir bağım var. İstanbul, sadece bir şehir değil, bir tempo, bir hafıza ve oldukça derin bir hikâye benim için. 20 yılı aşkın bir süre Türkiye’nin önde gelen kurumlarında; Power Medya Group, Beşiktaş Kültür Merkezi ve Karnaval Media Group’ta pazarlama liderliği yaptım. Markaların büyümesi, konumlandırma, kampanya yönetimi, sponsorluklar, etkinlikler ve dijital/klasik mecraların birlikte çalıştığı oldukça büyük ölçekli projeler yürüttüm. Bu sektör 7/24 susmayan bir ses gibi, yaşarken mi çalışıyorsunuz, çalışırken mi yaşıyorsunuz, yoksa artık ikisi bir bütüne mi dönüşüyor karar vermek zor. Medya sektöründe bu kadar uzun süre çalışmak insana ciddi bir dayanıklılık kazandırıyor ve anlatıyı anında kurma kasını geliştiriyor. Krizi de fırsatı da aynı hızda okumayı öğreniyorsunuz. Marmara Üniversitesi Ekonomi eğitimim ise tüm bu işlerin merkezindeki bakış açımı şekillendiren sağlam bir zemin oldu. Yıllar sonra sırf zevkine felsefe okumak ise bu zeminin üzerine başka bir katman daha ekledi. Bir taraf cevap bulmaya, çözüme ve sonuca yönelten bir disiplinken, felsefe ise soru sormanın, cevabını hiçbir zaman bulmak gayesinde olmadan doğru soruları sormanın hazzına taşıdı zihnimi.
Sizi İsviçre’ye ne götürdü ve göçmenlik yolculuğunuz nasıl gidiyor?
İsviçre’ye gelişimiz 5 yıl önce eşimin mesleği üzerinden şekillendi. Avrupa bölgesinin ve İsviçre’nin hatırı sayılır okullarından biri olan Aiglon College’de Almanca Bölüm Başkanlığını yürütüyor. Ben de İsviçre’ye taşındıktan sonra yaklaşık dört yıl boyunca Umman merkezli Sabco Media Group’a pazarlama danışmanlığı verdim. Şu an ise hem OKR Institute’ta Fractional CMO olarak aktif çalışıyorum, hem de Avrupa odağında, dijital teknolojiler ekseninde SaaS platformlarına stratejik pazarlama danışmanlığı veriyorum. Son beş yıldır işimin danışmanlık modeliyle farklı ülkelerdeki markaların ve kurumların yolculuklarına eşlik ederek devam etmesi, İsviçre’ye uyum sürecimi de sağlıklı ve dengeli kıldı. Göçmenlik deneyimine gelecek olursak göçmenlik ve aidiyet hissi her yıl, her ay, her gün yeniden yazılan, yeniden yorumlanan bir kavram sanırım. Zamanla yerleşen, kendi ritmini bulan, sürekli gelişen ve dönüşen bir mesele.
Sabır, merak ve duygusal geçişler de bu yolculuğun sadece yan unsurları değil, bizzat yol arkadaşları. Bir bakıma anlam arayışının hiç bitmediği, anlamı önce kaybedip, sonra yeni bir dilde, yeni bir gündelik akışta, yeni bir toplumsal dokunun içinde yeniden inşa ettiğiniz bir yolculuk. Çünkü göç, fiziksel bir yer değiştirmenin çok ötesinde bir kavram. Üstelik tercihli göçten bahsediyoruz. Geldiğiniz ülkenin ve şartlarınızın ne kadar iyi olduğu ya da doğru şekillendiği ile doğrudan bağlantılı değil. Kim olduğunuzu, nasıl var olduğunuzu anlamlandırdığınız, ev ve yuva kavramlarını yeniden tanımladığınız varoluşsal bir eşik gibi.
Göçmen olma durumunun beş hali var aslında yani beş aşamalı bir süreç. Balayı, endişe, mücadele, alışma ve uyum. Bu süreç çok katmanlı bir süreç. Hem ömür boyu bize eşlik eden psikolojik, sosyolojik ve kültürel sırt çantalarımız hem de geride bıraktığınız ülkenin dinamikleri ve elbette geldiğiniz ülkenin dinamikleri bu süreci şekillendiriyor. Kimi zaman çatışarak, kimi zaman uzlaşarak, kimi zaman da sessiz bir müzakereyle hepsi aynı anda konuşuyor. Bir yere ait olmaktan önce, kendinize ait olmayı öğrendiğiniz bir süreç.
Sizi İyi ki Podcast programınızla tanıyoruz. Podcast aslında dijital dünyanın en yeni içeriklerinden biri. Sizin bu formatla yolunuz nasıl kesişti ve bu deneyim nasıl gidiyor?
Aslında ilk kıvılcım içimde 2015 yılında çakmıştı. O yıllarda Türkiye’de podcast hala yeni yeni konuşuluyordu. Karnaval Media Group’ta da öncülük ettiğimiz açılımlardan biri olarak bu formatı ciddi şekilde sahiplenmeye başlamıştık. Pazarlama ekibimden arkadaşlarım ile “dört kadın” olarak, kimliğimizi ifşa etmeden cinselliği konuşacağımız bir podcast fikri geliştirmiştik. İsmini, logosunu, hatta mottosunu bile hazırlamıştık. Sonra durup şu gerçekle yüzleştik. Kimliği saklayarak bu işi yapmak neredeyse imkansızdı. Neden kimliğimizi saklayacaktık peki? Çünkü Türkiye’de anlatının bir noktadan sonra içerikten çıkıp kimliğe yazılacağını biliyorduk. Bir arkadaşımın başına gelmiş… diye başlayan cümlelerin, çoğu zaman o arkadaşın çok ötesine geçtiğini ve dinleyenin, anlatılanı ister istemez anlatanla özdeşleştirdiğini biliyorduk. Özetle sanırım cesaret edemedik. Her şey kendi zamanını bekliyor bu hayatta. İyi ki podcast’i 2023’te “meraklı zihinler için” mottosuyla başlattım ve hala haftalık olarak sürdürüyorum. 75 bölüm oldu. Bir konuyu gerçekten anlamak ve anlatabilmek için soruyu doğru kurmak, kendini de dünyayı da dinlemeyi bilmek gerekiyor. Bu da hem üretici hem de insan olarak beni büyütüyor. Bir sorunun peşinden kendi merakım ve bakış açım çerçevesinde süzülüyorum ve her bölüm sonunda da bu kapsamlı değerlendirmenin sonrasında o konuya ilişkin kendi ‘iyi ki’ diyebileceğim yönleri çıkartıyorum.
PODCAST BENİM DÜŞÜNME ALANIM
İnsanlara sadece ses aracılığıyla ulaşmanın farklı bir büyüsü olduğuna inanıyorum. Sizin podcast formatında en çok sevdiğiniz, tatmin olduğunuz şey ne?
Sadece sesle, yani görsel gürültü olmadan, bir bağ kurabilmek çok kıymetli. Podcastte dinleyicinin dikkati ödünç değil, gerçekten bir seçim. Bu yüzden bir bölüm bittiğinde geriye kalan şey, yalnızca içerik değil, bir duygu, bir düşünce, bazen de ben de böyle hissediyorum diyebildiğimiz bir yakınlık oluyor. Bir de podcast benim için bir performans alanından çok bir düşünme ve dinlenme alanı. Yani zihnimi hem yorarak hem de genişleterek dinlendiğim bir sığınak gibi. Kendini duymak, kendine kalmak. Kendine kalmak derken, dünyadan soyutlanmak değil, aksine dünyanın sesini biraz kısarak içerideki o gerçek sesi işiterek paylaşmak. İyi ki Podcast bölümlerinde merak ettiğim şeyi önce kendim anlamaya çalışıyorum, sonra onu daha anlaşılır, daha insani bir dille dinleyicilerimle paylaşıyorum. Bu beni gerçekten çok tatmin ediyor! Anlatmak. Ve tüm bu anlatı DigiHead Media’nın sahibi Levent Gündüz’ün prodüksiyonu ve sihirli dokunuşları ile dinleyicilerimizle buluşuyor.
Kendinizi Data-Driven Storytelling Expert olarak tarif ediyorsunuz… Datayla pazarlamanın yolu nasıl kesişiyor? Yeni enstrümanlar, trendler, kritik detaylar neler?
Pazarlama dünyasında data ve hikaye birbirinin alternatifi değil, birbirinin sigortası. Data, ne oluyor sorusuna soğukkanlı bir netlik getirirken hikaye ise aynı gerçeği insani bir dile çeviriyor ve neden önemli sorusunun cevabını görünür kılıyor. Yıllar boyunca araştırma, ölçümleme, kitle içgörüsü ve performans analizlerinden beslenerek strateji ürettim. Verilerin tek başına ikna etme gücü yok. Veriyi doğru soruyla açtığınızda ve doğru bağlama oturttuğunuzda değer kazanıyor. Oyun, aynı anda üç enstrümanın çalındığı sahnede kazanılıyor. Ölçümleme metronom gibi ritmi sabitliyor mesela. Yaratıcılık melodiyi kuruyor ve dağıtım stratejisi ise o melodiyi doğru salonda, doğru akustikte tüketiciye ulaştırıyor. Kazananlar, bu üç enstrümanı ayrı ayrı çalmakla yetinmeyip onları aynı parçanın içinde uyumla bir araya getirebilen, veriyi yalnızca gösteren değil, onu hikayeye dönüştürüp yol haritasını bu hikayenin temposuyla çizen ekipler. Şimdi bu sahnede dördüncü bir güç var, yapay zeka elementleri. Bize sonsuz seçenek çıkarıyor, cümlelerimizi cilalıyor, ilk taslağı ve istersek ötesini saniyeler içinde önümüze koyabiliyor. Ama yaratıcı işin kalbi hala insanda. Merakta, sezgide, bağlamı okuma becerisinde.


